Bu makalemizde Yargıtay kararlarında kusur oranı nasıl belirlenir, nelere dikkat edilir, Yargıtay kararlarında kusur oranı uygulamaları ve güncel eğilimler nelerdir, ağır kusur nedir ve neye göre belirlenir, eşit kusur oranında tazminat talebi reddedilir mi, kusur oranı ile nafaka, mal rejimi ve velayet arasındaki ilişki nasıldır gibi birçok konuya açıklık getireceğiz.
Boşanma davalarında kusur oranının nasıl belirleneceği, nelerin ağır kusur sayılacağı ve bu kusurun nafaka, tazminat, velayet gibi sonuçlara nasıl yansıtılacağı 2026’da da aile mahkemelerinin en çok zorlandığı alanlardan biri olmaya devam ediyor. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi kararlarına bakıldığında, dairenin genel çizgisinin değişmediği; ancak özellikle ekonomik yönden zayıf olan, çalışması mümkün olmayan veya yaşı, sağlığı, çocukların bakımı gibi nedenlerle gelir elde edemeyen eşler yönünden daha korumacı bir tonun güçlendiği görülüyor. 21 Ocak 2025 tarihli kararda, kendisi de yoksul olan ve çalışamayacak durumda bulunan erkeğin yoksulluk nafakasından sorumlu tutulamayacağı açıkça vurgulandı; bu, “nafaka her durumda otomatik bağlanır” yaklaşımının artık kabul edilmediğini, nafaka borçlusunun da mali gücünün araştırıldığını gösteriyor.
1. Kusur, artık tek başına değil “ekonomik kapasite” ile birlikte okunuyor
Önceki yıllarda Yargıtay, “ağır kusurlu eş nafaka alamaz / tazminat isteyemez” şablonunu çok daha katı uyguluyordu. 2026’ya gelindiğinde bu kalıp devam ediyor ama yanına “bu kişi gerçekten geçimini sağlayabilecek mi?” sorusu da ekleniyor. Yani kusur hâlâ merkezde, fakat tamamen soyut değil; tarafların gerçek hayat koşullarıyla birlikte ele alınıyor. Örneğin bir eşin kusuru biraz daha ağır olsa bile, karşı tarafın da açık biçimde yoksul olduğu ve geçimini kendi başına sağlayamayacağı anlaşılırsa, nafakanın azaltıldığı ya da hiç yüklenmediği kararlar görülüyor. Bu, 2026’da aile yargısında “hakkaniyet filtresi”nin biraz daha kalınlaştığını gösterir.
2. Ağır kusur hâlâ kırmızı çizgi
Bununla birlikte Yargıtay kararlarında kusur oranı belirlenirken sadakatsizlik, fiziksel şiddet, eşini konuttan kovma, onur kırıcı söz ve davranışlar gibi evlilik birliğini kısa sürede çökerten eylemleri tartışmasız biçimde “ağır kusur” olarak kabul ediyor. Ağır kusur tespit edildiğinde, lehine maddi veya manevi tazminat verilmesi istisnai hâller dışında mümkün görülmüyor. Aynı davranışlar var olduğu hâlde ilk derece mahkemesinin kusuru hafif gösterdiği, örneğin “taraflar eşit kusurludur” dediği kararlar Yargıtay tarafından bozuluyor; çünkü bu tür fiillerin ağırlığının düşürülmesi kusur hukukunun bütünlüğünü zedeliyor. Özellikle eşlerin birinin kusuru hiç yokken diğerinin tavrı yüzünden birlik tamamen sarsıldıysa, daire bunu açıkça yazıp “davalıya atfedilebilecek kusur yoktur” diyerek kusursuz tarafı koruyor.
3. Eşit kusurda tazminatın reddi eğilimi sürüyor
Yargıtay kararlarında kusur oranı belirlenirken göze çarpan bir diğer nokta, eşlerin hemen hemen aynı yoğunlukta kusurlu olduklarının anlaşıldığı dosyalarda tazminat taleplerinin büyük ölçüde reddedilmesi. Bu, yeni bir yaklaşım değil; ancak 2026 tarihli dosyalarda bu husus gerekçede daha açık yazılıyor. Yargıtay, “boşanma davasına sebep olan olaylarda taraflara eşit kusur yüklenmiştir, bu nedenle tarafların birbirinden TMK 174 kapsamında maddi ve manevi tazminat talep etmesi mümkün değildir” türü kalıpları sıkça kullanıyor. Böylece aile mahkemelerinin zaman zaman “tazminat verme eğilimi” frenleniyor ve tazminatın cezalandırma değil, haksız zararı giderme kurumu olduğu tekrar hatırlatılıyor.
4. Islahla tazminat ve nafaka istenebileceği açıklandı
21 Nisan 2025 tarihli karar, uygulamada avukatların sıkça yaşadığı bir tereddüdü giderdi: boşanma davasında başlangıçta tazminat veya nafaka istenmemişse, sonradan ıslah dilekçesiyle bu isteklerin ileri sürülebileceği açıkça söylendi. Böylece mahkemelerin “ilk dilekçede yoktu, artık istenemez” şeklindeki dar yaklaşımının önüne geçildi. Bu Yargıtay kararlarında kusur oranı bağlantısı korunuyor: taraf ıslahla tazminat isteyebiliyor ama hâkim yine de kusur oranını inceliyor ve ağır kusurlu taraf için bu istemi kabul etmiyor. Yani ıslah imkânı genişledi ama kusur şartı zayıflatılmadı.
5. Nafakada güncel eğilim: Yoksul borçluya nafaka yüklenmemesi
2026’da dikkat çeken kararların bir kısmında, nafaka yükümlüsünün de yoksul olduğu, sağlığının veya yaşının çalışmaya elvermediği hâllerde ona yoksulluk nafakası yüklenmemesi gerektiği vurgulandı. Bu, özellikle erkek tarafın da yoksul olduğu dosyalar için önemli; çünkü uygulamada sıkça “erkek her durumda nafaka öder” gibi hatalı bir algı oluşmuştu. Yargıtay bu algıyı kırdı ve “nafaka, ödeme gücü olan tarafa yüklenir” ilkesini yeniden öne çıkardı. Böylece Yargıtay kararlarında kusur oranı tek başına nafakanın garantisi olmaktan çıkarıldı; kusura ek olarak ödeme gücünün araştırılması gerektiği açıklandı.
6. Kusur – mal rejimi – tazminat üçgeni daha çok ayrıştırılıyor
Yargıtay kararlarında kusur oranı belirlendiğinde, boşanma davasından kaynaklanan kusurla mal rejiminin tasfiyesini birbirinden ayırma konusunda Yargıtay daha ısrarcı davranıyor. Anayasa Mahkemesi’ne yansıyan ve TMK 174/1’deki “mevcut veya beklenen menfaatin boşanma yüzünden zedelenmesi” kavramını da tartışmaya açan kararlar, boşanma ile mal paylaşımı davalarının birlikte yürütülse bile farklı hukuki temellere sahip olduğunu hatırlattı. Böyle olunca, aile mahkemeleri salt “kadın daha kusurlu” ya da “erkek daha kusurlu” diye mal rejimi alacaklarını kesemiyor; önce kusura göre tazminatı, sonra rejime göre paylaşımı ayrı ayrı kurmak zorunda kalıyor. Bu durum özellikle yüksek meblağlı tasfiye dosyalarında öne çıkıyor.
7. Çocuğun üstün yararı, kusurun önüne geçiriliyor
Velayete ilişkin 2026 kararlarında kusur yine önemini koruyor fakat tek belirleyici olmaktan çıkıyor. Yargıtay kararlarında kusur oranı belirlenirken ebeveynlerden biri evlilikte ağır kusurlu çıksa bile, çocuk o ebeveynle daha iyi yaşam koşullarına sahip olacaksa veya diğer ebeveyn çocuğu ihmal ediyorsa, velayetin ağır kusurlu olana da verilebileceğini dolaylı biçimde ifade ediyor. Buradaki ölçüt “kusurlu eşe ödül vermek” değil, tamamen çocuğun yararı. Yani kusur velayette artık “başlangıç şüphesi” doğuruyor ama “otomatik ret” doğurmuyor. Ebeveynin çocukla kurduğu bağ, bakım sürekliliği, eğitim ortamı ve barınma imkânı kusurdan daha baskın hâle geliyor.
8. Küçük kusurlar artık gerekçe olmaktan çıkarılıyor
2026’da dikkat çeken bir diğer yön, Yargıtay’ın “evliliğin olağan sürtüşmeleri” diye nitelediği davranışları boşanmanın veya tazminatın dayanağı olmaktan çıkarmasıdır. Küçük tartışmalar, aile büyükleriyle yaşanan tekil gerilimler, günlük stres kaynaklı sert sözler, tek seferlik geç gelmeler artık “evlilik birliğini temelinden sarsan kusur” seviyesinde görülmüyor. Mahkemelerden, bu tür olayların yanına mutlaka devamlılık gösteren, evlilik bağını gerçekten zedeleyen bir unsurun eklenmesi bekleniyor. Bu da tarafların “her olaydan tazminat” beklentisini azaltıyor ve davaların daha gerçekçi yürütülmesini sağlıyor. Yani Yargıtay kararlarında kusur oranı belirlenirken küçük kusurlar evlilik birliğinin son bulması için yeterli sayılmıyor.
9. Affetme ve birlikte yaşama hâli yine kusuru tüketiyor
Yargıtay kararlarında kusur oranı belirlerken önceki yıllardaki çizgiyi korudu ve şu ilkeleri tekrar etti: Eğer taraf, eşinin kusurlu davranışını biliyor, buna rağmen evlilik birliğini sürdürüyorsa, o olaya artık dayanarak tazminat veya boşanma isteyemez. Buna “affetme” ya da “olayı içselleştirme” deniyor. Uygulamada özellikle aldatma vakalarında eşler, olayı hemen dava konusu yapmıyor, bir süre daha birlikte yaşamaya devam ediyor. Sonra yeni bir tartışma çıkınca eski olayı da dava dosyasına eklemek istiyor. Yargıtay bu yöntemi kabul etmiyor; “affedilen veya birlikte yaşamla örtülen kusura tekrar dönülemez” diyor. Bu, kusur hukukunun istikrarını sağlıyor.
10. Yabancı ülke kararları ve üç yıl kuralı ile bağlantı
Anayasa Mahkemesi’nin 2024 tarihli kararıyla tekrar gündeme gelen ve TMK 166/4’te yer alan “üç yıl yeniden bir araya gelmeme” şartı da boşanma alanında tartışılıyor. Üç yıl boyunca ortak hayat kurulamıyorsa boşanma artık bir hak hâline geliyor. Bu noktada kusur araştırması daralıyor; çünkü yasa zaten evliliğin sürdürülemez olduğunu kabul ediyor. 2026’da aile mahkemeleri bu hükmü uygularken de “kusur kimin daha fazla” tartışmasını uzun tutmak istemiyor. Böylece kusurun davayı kilitlemesine izin verilmiyor.
11. Sonuç: 2026 tablosu ne söylüyor?
Yargıtay kararlarında kusur oranı belirlerken çizgisi kabaca şu dört cümleyle özetlenebilir:
- Ağır kusur hâlâ belirleyici; sadakatsizlik ve şiddet tazminat hakkını ortadan kaldırıyor.
- Ekonomik gerçekler artık daha çok gözetiliyor; yoksul borçluya nafaka yüklenmiyor.
- Islah yolu açıldı ama kusur şartı gevşetilmedi.
- Velayette çocuk üstün yararı kusurun önüne geçirildi.
Boşanma davanızda hak kaybına uğramamak için bir avukattan destek almanızı tavsiye ederiz.

